Kimin “güvenliği”?
Türkiye’de öğrencilerin barınma sorunu defaatle yazıldı, çizildi, anlatıldı. Ancak bu sorunlar çözülmediği gibi yenileri de ekleniyor. Geçtiğimiz dönem Cevizlibağ KYK yurdunda, geçtiğimiz haftalarda İzmir Bakırçay KYK yurdunda, yine geçtiğimiz haftalarda Vezneciler KYK yurdunda yaşanan taciz olaylarına bir yenisi eklendi. İTÜ’de bulunan Ali İhsan Aldoğan Kadın Yurdu’na geçtiğimiz günlerde bir şahıs elini kolunu sallayarak girmiş ve içerideki kadın öğrencileri taciz etmişti. Olay hızla sosyal medya ve öğrenci gruplarında duyurulmuş, tacizci gözaltına alınmıştı.
Kayyımlık ve ona bağlı birimlerin sorumluluğu altında, elini kolunu sallayarak gerçekleşen bu taciz olayında kayyımın yaptığı ilk şey, olayın sosyal medya üzerinden paylaşılması ve ülke gündemine oturması nedeniyle öğrencilere azar çekmek oldu. Yani öğrencilerin taciz edilmesi, haklarının gasp edilmesi değil; sosyal medyada yaygınlaşan paylaşımlar ile kayyımlığın sorumsuzluğunun teşhir edilmesi, “rektör (!) beyin” asıl gündemini oluşturuyor.
İTÜ’de öğrenciler, olayın hemen ardından yürüyüş ve eylem gerçekleştirdi. Kayyım düzeni ve iktidarın politikalarının teşhir edildiği eylemde öğrenciler, hep bir ağızdan “Güvenlik nerede?” diye bağırıyordu. Sahi, güvenlik ya da güvenlik sağlama iddiası taşıyanlar neredeydi? Eylem zamanı öğrencinin boğazına sarılanlar neredeydi, 5-10 dakika yurda geç giriş yapıldığında tutanak tutanlar neredeydi? Faşistler palalar ile saldırdığında onların sırtını sıvazlayanlar neredeydi? Neredeydi ÖGB, neredeydi polis?
Her zamanki yerinde, bu düzenin kapısında… MESEM’lerde çocuklar, fabrikalarda işçiler, evde-sokakta kadınlar katledildiğinde; can “güvenlikleri” ihlal edildiğinde ortada olmayan “güvenlik” şube polisleri, tüm bu sorunlara karşı eylem yapıldığında elinde copla hazır bekliyor. İşçiler greve, öğrenciler boykota çıktığında polis ve jandarma orada. Haklarını, özgürlüğünü, geleceğini isteyenlerin tam da karşısında…
Yaşanan taciz olayının hemen ardından sosyal medyada gündem olmasıyla birlikte rektör, yurt öğrencilerine azar çektikten sonra yaptığı açıklamada tüm sorumluluğu üstlendiğini, sorumluluğun tamamının kendisine ait olduğunu ifade etti. Ancak sonrasında üniversitenin sitesinde yaptığı açıklamada kayyımlık, tüm sorumluluğu üstünden atarak bir-iki güvenlik görevlisini görevden uzaklaştırdığını belirtmiş, kampüs ve yurtlarda güvenliğin artırılacağını eklemiştir. Peki bu güvenlik önlemlerini artırma hedefi nasıl gerçekleştirildi? Köşe başlarına güvenlik kameraları eklenerek, yani öğrencileri daha fazla denetleyerek.
Bu düzen; insanların, okulların, kentlerin vb. denetlendiği zaman güvenli bir ortam yaratıldığını iddia ediyor. Denetimin güvenlik getireceği sürekli vurgulanıyor. Ancak biz biliyoruz ki santim başına kameranın takıldığı, her yerde jandarmanın ve polisin bulunduğu, maksimum denetimin yapıldığı bir kentte Gülistan Doku altı yıldır kayıp ve failleri korunuyor. Yine Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’e ne olduğu hala açıklanmadı. 15 yıl önce Rixos Oteli’nde katledilen Burak Oğraş’a ne olduğu hala “meçhul”. Denetimin alabildiğine yoğun olduğu bu ve benzeri birçok olayda insanların “güvenliği” sağlanmadı.
Güvenlik ve denetim mekanizmaları her zaman birbiriyle örtüşmediği gibi, kapitalist sistemde denetim hakim sınıfın, grubun ya da kişilerin kâr ve çıkarlarının “güvenliğini” sağlamak için vardır.
Güvenlik ve denetim ikilemi, iktidar sahipleri açısından sürekli bir istismar alanıdır. Güvenliği tesis etme iddiasını taşıyan bu sistem, gerçekte güvensiz yaşamın esas kaynağıdır. Bu sistemin varlığının teminatı olan “güvenlik” kurumları, bizlere herhangi bir güvence sağlayamaz; aksine, düzene ve onun yarattığı sorunlara karşı tepki gösterdiğimizde karşımıza dikilir, yani bu kokuşmuş düzenin “güvenliğini” sağlamak adına bize saldırır. Sistem için sorun oluşturacak bir durumun olmaması için bizleri sürekli kontrol ve denetim altında tutmaya çalışır.
***
Peki bizler bu durum ve sorunlar karşısında ne yapmalıyız? En temel haklarımızı kullandığımızda dahi zor düzenin aygıtları ile karşı karşıya kalırken ne yapmalıyız? Yaşam hakkımızı ve güvenliğimizi savunmak için ne yapmalıyız?
Her şeyden önce, yaşadığımız hiçbir sorun münferit olmadığı gibi, bu sorunları tek başımıza da yaşamıyoruz. Yaşadığımız sorunların kaynağında kapitalist sistem yer almaktadır ve bu sorunları (egemen sınıflar ve hizmetçileri hariç) herkes şu ya da bu biçimde yaşıyor. Bu bilinçle hareket ettiğimizde, kaşımıza dikilen sorunları tek başımıza çözemeyeceğimizi; ancak bir araya gelir, birlikte ses çıkarır ve örgütlü mücadele edersek sistemin bizlere dayattığı koşulları değiştirebileceğimizi görürüz. Cevap mücadelede saklıdır; ancak bu mücadele örgütlü hale geldiğinde, işte o andan itibaren gözle görülür somut kazanımlar elde edebilir ve bunları daha kalıcı hale getirebiliriz.
İstanbul’dan bir DGB’li
|