İçindekiler:

10 Mayıs 2026
Sayı: KB 2026/04

1 Mayıs'ın ardından.
Taksim 1 Mayıs'ı
Kadıköy'de 1 Mayıs
İzmir'de 1 Mayıs
Ankara'da 1 Mayıs
Kayseri'de coşkulu 1 Mayıs!
Ortaca'da 1 Mayıs mitingi
Almanya'da 1 Mayıslar...
Fransa'da kitlesel 1 Mayıs
İsviçre'de 1 Mayıs eylemleri
Kürt hareketinde ideolojik silahsızlanma- H. Fırat
Dayanıksız hayaller ve katı gerçekler
Bahçeli'nin çıkışı ve "Öcalan açılımı"
Düzenden hesap sormak için ileri!
Gülistan Doku soruşturması...
Devletten saçılan pislikler
"Bozuk düzende sağlam çark olmaz!"
Eğitimde dayatma, sendikada tasfiye
6 Mayıs 1972'nin 54. yılında; Deniz ol!
6 Mayıs eylemleri
Kimin "güvenliği"?
Okullarımızda şiddet artıyor
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

Eğitimde dayatma, sendikada tasfiye...

 

Eğitim alanında yaşanan son gelişmeler, artık tekil ya da rastlantısal uygulamalarla açıklanamayacak kadar bütünlüklü bir yönelimi açığa çıkarıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmenlere dayattığı “öğrenci gelişim raporu” angaryası ile sendikaların buna karşı aldığı eylem kararının yargı eliyle yasaklanması, gerici-saldırgan zihniyetin farklı düzlemlerdeki tezahürüdür. Burada mesele bürokratik yük dayatması ya da bir mahkeme kararından ibaret değildir; mesele hem eğitim alanının hem emek örgütlerinin sistematik baskılarla denetim altına alınmak istenmesidir. 

Söz konusu raporun dayatılması pedagojik bir gereklilikten ziyade öğretmen emeğini değersizleştiren, mesleki özerkliği ortadan kaldıran bir iş yükünün eğitim emekçilerinin sırtına yıkılmasıdır. Zaten ağır çalışma koşulları altında ezilen öğretmenlere, hiçbir gerçek karşılığı olmayan ve çoğu zaman biçimsel bir formaliteye indirgenen bu tür görevlerin yüklenmesi açık bir angaryadır. Bu angaryanın “gelişim” gibi olumlu çağrışımları olan bir kavramla sunulması ise ideolojik bir manipülasyondur. Kavramlar, içleri boşaltılarak birer saldırı aracı olarak kullanılmaktadır. 

***

Sendikaların bu keyfi dayatmaya karşı aldığı eylem kararı, yalnızca mesleki bir itiraz değil, kamusal eğitimin niteliğini savunan bir tutumdur aynı zamanda. Ankara 4. İş Mahkemesi’nin “hizmetin aksatılması” gerekçesiyle bu kararı iptal etmesi ise yargının tarafsız bir hakem değil, siyasal iktidarın bir aparatı olarak işletildiğini bir kez daha göstermiştir. “Hizmetin aksatılması” söylemi, emekçilerin en temel demokratik haklarından biri olan örgütlü mücadelenin kriminalize edilmesinin bahanesi olarak kullanılıyor. 

Burada dikkat çekici olan, eğitim sisteminde eş zamanlı olarak gündeme getirilen yeni değişikliklerdir. “Reform” söylemi altında yıllardan beri dayatılan bu tür değişiklikler, eğitimi zaten fazlasıyla güdük olan bilimsel ve laik temellerinden uzaklaştıran, onu dinci-şoven ideolojik propagandanın aracına dönüştüren kaba müdahalelerdir. Sistem adeta bir yapboz tahtasına çevrilmiş; her yeni düzenleme bir öncekini geçersiz kılarak kalıcı belirsizlik ve güvencesizlik üretmiştir. Bu gerici dayatmalar yalnızca öğrencileri değil, öğretmenleri de edilgenleştiren bir mekanizma yaratmaktadır.

Saray rejiminin eğitim politikaları ile sendikal haklara dönük saldırıları arasında doğrudan bir bağ vardır. Çünkü örgütlü bir öğretmen kitlesi, bu ideolojik dönüşüme karşı en güçlü direnç odaklarından biridir. Bu nedenle sendikalar hem baskılarla etkisizleştirilmeye hem hukuki ve idari araçlarla pasifize edilmeye çalışılmaktadır.

***

Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, eğitimin içeriği ile emekçilerin hakları arasındaki bağın kopuk olduğunu değil, tam tersine bu bağın daha da görünür hale geldiğini gösteriyor. Eğitimin gerici-şoven propagandanın aracı haline getirilmesi ile sendikal tasfiye bir ve aynı sürecin parçalarıdır.

Öğretmenin susturulduğu, sendikanın işlevsizleştirildiği yerde, öğrencinin özgür ve eleştirel bir birey olarak yetişmesi mümkün değil. Haklar ne kadar gasp edilirse, eğitim üzerindeki Ortaçağ artığı zihniyetin karanlığı da o kadar koyulaşır.

Hal böyleyken meseleye yalnızca bir “rapor dayatması” ya da “mahkeme kararı” olarak bakmak eksik kalacaktır. Bu, kamusal eğitimin tasfiyesi ve emek örgütlerinin etkisizleştirilmesi sürecidir. Bu sürece karşı verilecek mücadelenin de parçalı değil, bütünlüklü olması zorunludur. Eğitim emekçileri de öğrenciler de veliler de ilerici-devrimci güçler de bu mücadelenin parçası olmalıdır. Çünkü eğitimdeki her gerileme, toplumun geleceğine vurulan bir darbedir.

C. Yoldaş