İçindekiler:

10 Mayıs 2026
Sayı: KB 2026/04

1 Mayıs'ın ardından.
Taksim 1 Mayıs'ı
Kadıköy'de 1 Mayıs
İzmir'de 1 Mayıs
Ankara'da 1 Mayıs
Kayseri'de coşkulu 1 Mayıs!
Ortaca'da 1 Mayıs mitingi
Almanya'da 1 Mayıslar...
Fransa'da kitlesel 1 Mayıs
İsviçre'de 1 Mayıs eylemleri
Kürt hareketinde ideolojik silahsızlanma- H. Fırat
Dayanıksız hayaller ve katı gerçekler
Bahçeli'nin çıkışı ve "Öcalan açılımı"
Düzenden hesap sormak için ileri!
Gülistan Doku soruşturması...
Devletten saçılan pislikler
"Bozuk düzende sağlam çark olmaz!"
Eğitimde dayatma, sendikada tasfiye
6 Mayıs 1972'nin 54. yılında; Deniz ol!
6 Mayıs eylemleri
Kimin "güvenliği"?
Okullarımızda şiddet artıyor
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

     Gülistan Doku soruşturması...

Bu düzen tepeden tırnağa çürümüştür!

 

Bundan 6 yıl önce Dersim’de ortadan “kaybolan” Gülistan Doku’dan bir daha haber alınamadı. Ailesi başta olmak üzere kadın örgütleri, ilerici-devrimci kurumlar 6 yıldır “Gülistan Doku’ya ne oldu?” diye soruyor. “İntihar” ettiği iddia edilmesine rağmen, ailesi ve devrimci-ilerici kurumlar Gülistan’ın yaşayıp yaşamadığının izini sürmeye, kaybedilmesinin/katledilmesinin faillerini aramaya devam ettiler. Bu süre zarfında dosyaya alınan “gizlilik” kararına, iddialara dair adım atılmamasına, faillerin araştırılmasının engellenmesine, delillerin karartılmasına, dahası aile ve avukatlara yönelik baskılara, gözaltılara, engellemelere, tehditlere rağmen bir adım bile geri atmadılar.

Gülistan Doku’nun “şüpheli ölümü” ile ilgili soruşturmada, son bir hafta içinde şu ana kadar dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlunun da içinde olduğu 10 kişi tutuklandı. Soruşturma sürecinden yansıyan bilgilere göre Gülistan Doku, dönemin valisinin oğlu tarafından katledildi ve geride kalan süre zarfında valinin başını çektiği “çete” tarafından devletin tüm imkânları seferber edilerek “intihar” algısı yaratılmak istendi; tüm deliller ortadan kaldırılmaya, cinayetin üstü örtülmeye, failler gizlenmeye çalışıldı.

“Şüpheli” kadın ölümleri ülkesi

Türkiye’de özellikle AKP iktidarı döneminde kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri alabildiğine artış gösterdi. Vahşet boyutunda gerçekleşen kadın cinayetlerinin yanı sıra, son yıllarda yaşanan “şüpheli” kadın ölümleri, failleri bilinen kadın cinayetlerini daha da aşan bir sayıya ulaştı. Ancak; “intihar etti”, “balkondan düştü”, “kaza geçirdi” vb. iddialarla gerekçelendirilen kadın ölümleri, özel çabalarla aydınlatılan örneklerinden görüldüğü üzere ne ölümler “şüpheli” ne “failler” belirsizdir.

Kadınların ikincil plana itildiği, “aile kurumunu” korumak adına kadınların hak ve çıkarlarının yok sayıldığı, kadınlara yönelik düşmanca politikaların bizzat iktidar tarafından körüklendiği, iktidarın aparatı yargı eliyle şiddet faillerinin adeta aklandığı, “kadına yönelik şiddet cezasız kalır” algısının toplumda pekiştirildiği bir atmosferde, kadına yönelik şiddet ve cinayetler alabildiğine artmıştır.

Gülistan Doku’nun katledilmesi süreci, “şüpheli” kadın ölümlerindeki artışa yol açan nedenlerin yanı sıra bizlere başka gerçekleri de göstermektedir.

Devlet korumasında cinayet…

Son bir hafta içerisinde yaşanan gelişmelerden yansıyanlara göre, Gülistan’ın katledilmesiyle başlayan sürecin merkezinde dönemin Dersim valisi T. Sonel yer almaktadır. Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun koruması altında olan Sonel, suç batağına batmış oğlu tarafından gerçekleştirilen vahşi cinayeti örtmek için devletin tüm imkanlarını seferber etmiş; böylece cinayet örtbas edilmiş, deliller ortadan kaldırılmış, tüm failler koruma altına alınmıştı. Emniyetten devlet hastanesine kadar, devlet kurumlarının yöneticileri de bu suça ortak olmuştu.

El birliğiyle örtmeye çalıştıkları aslında sadece genç bir kadının katledilmesi değildi. Ülke çapında olduğu gibi, bir mücadele tarihi ve birikimi olan Dersim’de de devlet; temsil ettiği düzenin karanlık ve kirli yüzünü toplumdan gizlemeye çalışmakta, her türden çürüme ve çeteleşmenin merkezinde olduğu gerçeğinin gözler önüne serilmesini engellemek istemektedir. Bu kapsamda devlet şiddetinin yanı sıra, uyuşturucudan fuhuşa kadar yozlaşma ve çürümeyi derinleştiren kirli yöntemlere de baş vurmaktadır. Devletin temsilcileri ya da onların yakınları bu çürüme ve çürütme çarkının baş aktörleridir. 

Öte yandan bu süreç, suç işleyen faillerin devlet tarafından koruma kalkanına alındığını bir kez daha gösterdi. Nadira Kadirova, Yeldana Kaharman, İpek Er, Rojin Kabaiş ve Rabia Vatan Naz cinayetlerinde yaşananlar da buna örnektir. 

Soruşturma sürecinin bu aşamaya gelmesi ve faillerin gözaltına alınarak tutuklanması “kadın savcının çabalarından” ya da AKP iktidarının aparatı olarak yargı kurumunun başına getirilen Akın Gürlek’in “adaleti tesis etme” iddiasından kaynaklanmıyor. Bu minvalde topluma servis edilen söylemler toplumu maniple etmeyi, katliamın bir numaralı sorumlusu olan iktidarı ve elinde tuttuğu yargı aparatını parlatmayı amaçlıyor.

Zira sürecin bu aşamaya gelmesi, esas olarak başta Gülistan’ın ailesi olmak üzere ilerici kamuoyunun çabası sayesinde mümkün olmuştur. Bu ısrarlı çaba olmasaydı Gülistan ya “kayıplar” listesine eklenecekti ya da sessiz sedasız cansız bedeni “bulunup” “şüpheli ölüm” denilerek defnedilecekti. Böylece dosya tümüyle kapatılacaktı.

***

Gülistan Doku’nun soruşturma süreci bir kez daha göstermiştir ki; bu düzen tepeden tırnağa çürümüştür. Çürüyen ve çeteleşen düzen, kendi karanlık ve kirli dünyasını sistematik olarak topluma da dayatmaktadır. İşçilerin, emekçilerin, gençlerin ve özellikle kadınların “yaşamak” için sömürü ve ölüm düzenine karşı örgütlü mücadeleyi büyütmek dışında bir seçeneği bulunmamaktadır.