İçindekiler:

10 Mayıs 2026
Sayı: KB 2026/04

1 Mayıs'ın ardından.
Taksim 1 Mayıs'ı
Kadıköy'de 1 Mayıs
İzmir'de 1 Mayıs
Ankara'da 1 Mayıs
Kayseri'de coşkulu 1 Mayıs!
Ortaca'da 1 Mayıs mitingi
Almanya'da 1 Mayıslar...
Fransa'da kitlesel 1 Mayıs
İsviçre'de 1 Mayıs eylemleri
Kürt hareketinde ideolojik silahsızlanma- H. Fırat
Dayanıksız hayaller ve katı gerçekler
Bahçeli'nin çıkışı ve "Öcalan açılımı"
Düzenden hesap sormak için ileri!
Gülistan Doku soruşturması...
Devletten saçılan pislikler
"Bozuk düzende sağlam çark olmaz!"
Eğitimde dayatma, sendikada tasfiye
6 Mayıs 1972'nin 54. yılında; Deniz ol!
6 Mayıs eylemleri
Kimin "güvenliği"?
Okullarımızda şiddet artıyor
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

İki baba, iki cinayet ve devletten saçılan pislikler

 

Maraş’taki okul katliamı ve Gülistan Doku cinayeti, devletten saçılan pislikleri bir kez daha gözler önüne serdi. 

İki cinayete biraz daha yakından bakalım. Maraş’ta okulda katliam yapan 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli’nin babası, 1. sınıf Emniyet Müdürü ve Polis Başmüfettişi Uğur Mersinli’dir. Emniyetin en üst düzey isimlerinden olan bu şahıs, evinde “ruhsatlı” 7 adet tabanca ve 2 av tüfeği bulunduruyordu. İyi de devlet bir kişinin bu kadar silahlanmasına nasıl izin verir ki? 

Baba Uğur Mersinli, katliamdan iki gün önce oğlunu devletin poligonuna bizzat götürdü. Emniyetin poligon sorumluları ise 14 yaşındaki bir çocuğun içeri girişine hiçbir engel çıkarmadı. Baba Mersinli, çocuğun silah atışı sırasında videosunu çekti ve bu videoyu çocuğuna gönderdi. Saldırgan çocuk ise bu videoyu arkadaşlarına iletti. Baba Uğur Mersinli’nin geçmişte hangi görevleri yaptığını, üst düzey bir emniyetçi olması nedeniyle öğrenemiyoruz. Bu kadar korkunç bir eyleme yol açan bu babanın merak uyandıran geçmişine ise şimdilik “ulaşılamıyor.”

Haber kanalları ve popüler odaklar, tüm suçu bilgisayar oyunlarına ve şiddet içeren dizilere atıyor. Oysa bu dizilerin ve bilgisayar oyunlarının bu kadar fütursuzca oynanmasına ya da izlenmesine devletin neden önlem almadığı gerçeği özenle görmezden geliniyor. Sorumluluğu dizi ve bilgisayar oyunlarına yükleyenler, bu çocuğun şiddeti yücelten militarist bir babanın egemen olduğu bir ailede yetiştiği gerçeğini göz ardı ediyor. Bu militarist babanın, devletin üst kademelerinde tam da bu kimliğine uygun olduğu için yer aldığı gerçeği de özellikle gözden kaçırılıyor.

Çocuğunu emniyetin psikoloğuna götüren baba, emniyetteki psikologların kendilerine “çocuğunuzda olumsuz bir durum yok, aksine çocuğunuz çok zeki” dediğini anlatıyor. Sonrasında özel bir psikiyatriste gidildiğinde ise kendilerine “çocuğun ileride topluma uyum konusunda sorun yaşayabileceği ve psikiyatrik tedaviye ihtiyaç duyabileceği” söyleniyor. Şiddet eğilimi açıkça görülen bir 1. Sınıf Emniyet Müdürü ve Polis Başmüfettişi baba, çocukların poligona sokulmasını engellemeyen emniyet düzeni, sorunlu olduğu açık olan çocuğa “aslan gibisin” diyen emniyet psikologları, bu çocuğun kendisine zarar vermesine rağmen hastanede rapor düzenlemeyen sağlık sistemi ve çocuğun durumunu bilen okul yetkilileri… Baştan aşağı devletten yayılan bir sorunlar bütünüyle karşı karşıyayız. Çocuktan katil yaratan koyu karanlık bir düzen… 

Gülistan Doku cinayeti ve sermaye devletinde kirlenmenin boyutu

Maraş’taki katliamın hemen öncesinde, Gülistan Doku cinayeti ile ilgili yeni gelişmeler yaşandı. Gülistan Doku’nun akıbeti, 6 yılı aşkın süredir ailesi ve ilerici kadın hareketi tarafından aydınlatılmaya çalışılıyordu. Aile ve ilerici kamuoyu, olayın devlet tarafından özellikle gizlendiğini, Gülistan’ın kaybolduğu dönemde vali olan Tuncay Sonel’in bu işin içinde olduğunu ifade ediyordu.

Bugünlerde açığa alınan ve gözaltına alınan, ancak halen İçişleri Bakanlığı müfettişi olan bu kişi, oğlunu korumak için devletin tüm imkânlarını kullanmış; bu durum bilindiği hâlde, Tunceli Valiliği görevinin ardından üç yıl boyunca Ordu’da valilik yapmıştır. Yine gözaltılar üzerinden görüyoruz ki, valiye bağlı olarak polisler ve üniversite görevlileri de dahil olmak üzere çok sayıda devlet görevlisi bu suça iştirak etmiştir.

Gülistan’ın kaybedildiği herkes tarafından biliniyordu. Coğrafyası küçük, nüfusu az, her tarafı kameralarla izlenen Dersim merkezinde, 6,5 yıl boyunca olayla ilgili, Gülistan’ın eski erkek arkadaşı Zeynal Abarakov’un göstermelik gözaltısı dışında kimse hakkında işlem yapılmadı. Ta ki geçtiğimiz günlerde eski Tunceli Valisi’nin oğlu Mustafa Sonel ve beraberindeki 12 kişinin gözaltına alınmasına kadar.

Sorumlu olduğu düşünülen Mustafa Sonel’in, Gülistan’ın kaybedilmesinde (yüksek ihtimalle katledilmesinde) rolü olduğu biliniyordu. Vali ve çevresi, Gülistan’ın ailesine adalet aradığı için yıllarca baskı yaptı. Gülistan’ın annesi ve ablası, Dersim’de ve Ankara’da gözaltına alındı.

Gülistan’ın kaybedilmesi yıllarca örtbas edildi. Bugün Tunceli başsavcılığı üzerinden bir adalet süreci başlatılıyor gibi görünse de AKP-MHP iktidarının yıllarca bu dosyayı gizlemeye çalıştığı artık ayan-beyan ortada. 

Ortaya çıkan bir diğer gerçek ise şudur: Devlet görevlisiyseniz ve üst düzey destek bulabiliyorsanız, cinayet dahil işlediğiniz suçlardan korunabiliyorsunuz.

Çürüyen düzen, tükenen burjuva cumhuriyet

Baştan aşağı bir suç mekanizması gibi işleyen AKP-MHP iktidarı bu durumun başlıca sorumlularından biri olsa da esas sorun, uzun yıllardır süregelen ve bugün hukuku ve insanlığı göz ardı eden bir noktaya gelmiş olan Türkiye kapitalizmi ve onun devlet yapısıdır.

Gözlemlenen bu çürüme, yıllar boyunca Türkiye işçi sınıfına, Kürt halkına, kadınlara, Alevilere, doğaya ve hayvanlara karşı yürütülen yıkıcı politikaların bir sonucudur. Sadece içeride değil, izlediği dış politika ile Ortadoğu halkları üzerinde de yıkıcı etkiler yaratan bir düzenin yansımasıdır.

Bu iki olay, mevcut sistemin toplum üzerinde daha ağır yıkımlar doğurabileceğini bir kez daha göstermektedir. Çürüyen sistemin yaydığı pislikten arınmanın ise tek yolu var; işçi sınıfıyla emekçilerin örgütlü mücadeleyi yükseltmesidir. 

Ankara’dan bir sınıf devrimcisi