NATO Zirvesi yaklaşırken, gençlik ve emperyalizm
Temmuz ayında Türkiye’de gerçekleştirilecek 2026 NATO Zirvesi yaklaşıyor. Emperyalist savaş aygıtının 32 ülkeden gelecek temsilcileri, halklara yönelik yeni soykırım, işgal ve saldırı politikalarını değerlendirip, halkların kanı ve canı üzerinden kimin ne kadar pay alacağını planlayacak. Aynı zamanda kendi aralarında çelişki ve sorunlara da çözüm arayacaklar.
Bu sistemin, başta insan emeği ve doğal kaynaklar olmak üzere, neredeyse sömürüp yağmalamadığı hiçbir şey kalmadı. Kapitalizm, tarih sahnesine çıkışından bu yana insan emeğinin sömürüsünden beslenip büyümüş, yaşadığı bunalımları aşmak için savaşlara baş vurmuş insan canından, kanından beslenir duruma gelmiştir.
Bugün işçi-emekçilerin sefalet içinde yaşamaya mahkûm edilmesi, gençlerin koyu bir karanlığa hapsedilmesi, kadınların yaşamın her alanında ezilmesi ve ikincil konuma itilmesi, emeklilerin açlığa terk edilmesi, halkların hunharca katledilmesi, emperyalist-kapitalist sistemin politikalarından bağımsız ele alınamaz. Dolayısıyla, yaklaşan NATO zirvesine karşı işçi-emekçilerin ve gençliğin bu gerçeklik ışığında hareket etmesi gerekir.
***
NATO, resmiyette bir savunma örgütü olarak tanımlansa da özünde, ABD’nin güvenlik ve dış politika önceliklerini esas alan, bu öncelikler ve çıkarlar etrafında örgütlenmiş bir savaş aygıtıdır. Aynı zamanda üye ülkelerde ve dünyanın diğer yerlerindeki sisteme karşı gelişip büyüyen işçi-emekçi ve gençlik kesimlerinin mücadelesini bastırmanın, yükselen her aykırı sesi boğmanın da aracıdır.
Bugün NATO demek, ABD demek olsa da, tüm üye devletlerin bu kanlı savaş ve iç savaş örgütündeki rolü unutulmamalıdır. Çünkü mesele kâr, yağma ve rant olduğunda, üye tüm ülkelerin nasıl bir çizgi izlediği bugün Türkiye üzerinden görmek mümkündür. Türkiye’nin NATO’ya giriş yolculuğu, Kore’ye asker gönderip ABD için savaşmasıyla başlamış, bugün ise emperyalist efendilerinin ağzından çıkan her cümleyi emir kabul ederek devam etmektedir. Dünden bugüne iktidarların, yeri geldiğinde emperyalizm karşıtı hamaset nutuklarına başvurması kimseyi yanıltmamalıdır. Bugün Suriye’de Alevi soykırımı yapan, Dürzileri katleden, Rojava’da Kürt halkının kazanımlarına saldıran cihatçı çetelerin baş destekçisi, Ankara’daki Amerikancı-NATO’cu AKP-MHP rejimidir. Filistin’deki soykırımı güya “kınayan”, gerçekte ise İsrail ile her türlü iş birliğini sürdüren de bu aynı rejimdir. Bu ve benzer icraatlar, emperyalist yağma ve talandan pay alma çabasının yansımalarıdır.
***
2025 yılının savaşlar, soykırımlar ve işgallerle dolu bir yıl olmasının ardından 2026’ya da bunların gölgesinde girmiş olmamız, nasıl bir barbarlık çağının ortasında olduğumuzu anlamak için yeterlidir. Yine de tüm bunların birbirinden kopuk gelişmeler olmadığı, aksine kapitalizmin tarihsel tıkanmasının, emperyalist sistemin hegemonya krizinin ve yeniden paylaşım arayışlarının kaçınılmaz sonuçları olarak karşımıza çıktığını yinelemekte fayda var. Çünkü bugün sistem kriz içindedir ve her zamanki gibi krizi saldırganlığı büyüterek aşmaya çalışmaktadır. Milyonlarca insan yerinden yurdundan edilirken yoksulluk, güvencesizlik ve geleceksizlik küresel ölçekte yaygınlaştırılmaktadır. Emperyalist-kapitalist sistem insanlığa ilerleme ya da refah değil, yalnızca sömürü, savaş ve barbarlık sunmaktadır. Bugün tanık olduklarımız, bu sistemin çöküş sürecinin sarsıntılarının halklar üzerindeki yıkıcı etkilerinden başka bir şey değildir.
***
Gençlik sistem için hem askerî, teknik ve bilimsel insan kaynağı hem de ideolojik olarak şekillendirilecek bir toplumsal kesimdir. Yani gençlik yalnızca askerî personel kaynağı olarak değil, teknoloji, mühendislik ve akademi alanlarında yetiştirilecek “nitelikli insan gücü” olarak da sistemin efendilerine lazımdır. Üniversitelerde yürütülen emperyalizm bağlantılı programlar ve uluslararası değişim projeleri aracılığıyla gençler, emperyalist sistemin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmektedir. Bilimsel üretim halkların yararına değil, savaş teknolojilerinin geliştirilmesine hizmet edecek biçimde yönlendirilmektedir.
Öte yandan bu süreç, işçi ve emekçiler gibi gençliğin de güvencesizlik ve geleceksizlik sorununu derinleştirmektedir. Çünkü savaşa ayrılan devasa bütçeler, bugün gençlerin barınma, beslenme ve eğitim başta olmak üzere bir dizi hakkının gasp edilmesine alan açmaktadır. İşsizlik, borç ve geleceksizlik kıskacındaki milyonlarca gence sunulan tek çıkış yolu ise savaş aygıtlarıyla bütünleşip bunlara hizmet etmektir. Böylece gençliğin emeği doğrudan halklara karşı kullanılan bir savaş gücüne dönüştürülmektedir. Bu nedenle gençliğin sorunu sınıfsal, siyasal ve aynı zamanda tarihsel bir sorundur. Gençliğin emperyalist-kapitalist sistem tarafından kuşatılması, çok yönlü baskı ve zorbalık politikalarıyla sindirilmeye çalışılması, onun değiştirici potansiyelinden duyulan korkunun göstergesidir aynı zamanda. Gençlik ya emperyalizmin savaşta kullanacağı bir araç olacak ya bu krize karşı emekçilerin ve ezilen halkların özgürlük mücadelesinden yana saf tutacaktır.
Bu tarihsel eşikte gençliğin alacağı tutum yalnızca kendi geleceğini değil, insanlığın geleceğini de etkileyecektir. Bu nedenledir ki gençlik, anti-emperyalist mücadele tarihinin açtığı yoldan yürümelidir. Vietnam Kasabı Kommer’in arabasını yakanlardan, 2004’te NATO’ya geçit vermemek için direnenlere; Cezayir’in bağımsızlık mücadelesini verenlerden 6. Filo askerlerini denize dökenlere, ABD’yi ülkesinden kovan Vietnam halkının direnişine değin uzanan zengin mücadele tarihine sırtını yaslayarak mücadeleyi yükseltmelidir. t Halklara ölüm yağdıran üslerin kapatılması, “savaşa değil eğitime bütçe” NATO’dan çıkılması ve zirvenin iptal edilmesi gibi ortak talepler etrafında birleşerek emperyalist barbarlığa karşı ses yükseltilmelidir. Bu gün bu mücadelenin odaklanacağı iki temel başlık İran’a yönelik emperyalist saldırganlık ve Yaklaşan nato zirvesidir. Barbarlığa karşı mücadele her birimiz için en temel görevdir.
P. Arin
|