Saray rejimi ve “gözünü kan bürümüş şebeke”
AKP şefi Tayyip Erdoğan İsrail “karşıtı” keskin bir açıklama yapıyorsa, “bunun altında ne yatıyor?” diye sormak gerekir. Çünkü 24. yılına varan AKP iktidarının icraatları, bu tür “sert” açıklamaların bir şeyleri örtmek için yapıldığını defalarca kanıtlamıştır. İkisi de Amerikancı olan İsrail ile Türkiye rejimleri arasında kimi zaman sorunlar çıkmış olması bu gerçeği değiştirmez. Günün sonunda onlar, hemen her zaman aynı safta duruyorlar. Keza, emperyalist/siyonist gangsterlerin saldırılarına maruz kalan Filistin, Irak, Libya, Suriye, Lübnan gibi ülkelerde aynı safta durdular.
Saray rejiminin kimi zaman sergilediği “anti-Amerikancılık” gösterileri ise kaba sahtekarlıktan öte bir anlam taşımaz. Zira, AKP’nin bir Amerikan projesi olduğu açıktır. Epstein lağımının baş aktörü pedofili Trump’a “dostum” diye hitap etmeye pek meraklı olan Erdoğan, en son geçen yıl Washington’dan “meşruiyet” almıştı.
Trump’ın gangster şebekesinin öne çıkan isimlerinden biri olan ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 25 Eylül 2025’te New York’ta düzenlenen bir panelde yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştı:
“Başkan Donald Trump, ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’a meşruiyet vereceğim’ dedi.”
Bu küçük düşürücü ifadelere ne Erdoğan’dan ne AKP-MHP rejiminden bir itiraz gelmişti. Bu ifadeler sineye çekildikten sonra “ABD karşıtı” söylemler de kesildi.
Erdoğan’dan bir kez daha sahte hamaset
“Ortadoğu sömürge valisi” havalarında açıklamalar yapan Tom Barrack, “meşruiyet” verme meselesini tam bir patavatsızlıkla ilan ettikten sonra Erdoğan’ın “hamasi” nutuklarında bir durulma görüldü. Arada bir İsrail’e dair birtakım laflar etse de Trump’ın Gazze planına ortak olmakta bir beis görmedi.
İran’a dönük ABD-İsrail saldırısı başladığında bir süre suskun kalan Erdoğan, suya sabuna dokunmayan laflar ederek süreci geçiştirmeye çalıştı, ancak müritleri Trump-Netanyahu ikilisine “aynı saftayız” manasına gelen mesajlar verdi. İran’ı hedef alan savaş ikinci haftasını geride bırakırken AKP şefi bir kez daha sahneye çıktı. Yine o “sert” üslubu takınarak şu açıklamayı yaptı:
“1700’e yakın sağlık çalışanı Gazze’de İsrail’in devlet terörünün kurbanı oldu. Gözünü kan bürümüş şebeke maalesef Gazze’de olduğu gibi İran ve Lübnan’da da okulları ve hastaneleri vurmaya devam ediyor. Hadiselere petrolün, doğalgazın merceğinden değil; hakkın, adaletin, merhametin, şefkatin ve insanlık onurunun nazarından bakan tavrımızı muhafaza edeceğiz.”
İsrail petrolünün %40’ı halen Adana/Ceyhan üzerinden taşınıyor. Bu “önemli” hizmeti sunan Erdoğan’ın İsrail’e laf etmesinin bir güçlüğü yok. Ama o sert lafları eden Erdoğan, “gözünü kan bürümüş şebeke”nin şefi Trump’ın ya da ABD emperyalizminin adını anmayı göze alamıyor. Oysa ABD doğrudan savaşa girmeden, Trump soykırımcı rejime tam destek vermeden İsrail’in İran’la savaşa tutuşması mümkün olmazdı. Aynı şey Gazze soykırımı için de geçerli. Elbette Erdoğan bunları çok iyi biliyor; ancak pedofili dostunu rahatsız edecek sözler söyleyemiyor. Belli ki “Trump meşruiyeti çekerse ne yaparım” korkusunun esiri olmuş.
“Hadiselere petrolün, doğalgazın merceğinden değil; hakkın, adaletin, merhametin, şefkatin ve insanlık onurunun nazarından bakan tavrımızı muhafaza edeceğiz” laflarının ise bir lakırdı kadar kıymeti yoktur. Zira “gözünü kan bürümüş şebeke” hangi ülkeye saldırdıysa yanında Erdoğan’ı ve başında bulunduğu rejimi buldu. Bunun en bariz örneği ise 14 yıllık savaşla yakılıp yıkıldıktan, büyük bir insan kıyımı yaşandıktan ve milyonlar yerinden yurdundan edildikten sonra Suriye’nin cihatçı terör örgütlerine, yani Tel Aviv’deki soykırımcıların şefi Netanyahu’ya altın tepside takdim edilmesidir.
AKP şefinin “yüce değerler” üzerine ettiği lafların iç politikadaki karşılığının ne olduğuna bakmak gerek: Saray rejimi işçileri, emekçileri, emeklileri açlık sınırının altında bir yaşama mahkum ederken; hakkını arayan işçilere polisi saldırtıyor, ağacını/deresini/toprağını korumaya çalışan köylünün üzerine jandarmayı sürüyor, muhalifleri zindana kapattırıyor, düzenin ana muhalefet partisinin bile siyaset yapmasını zorbalıkla engelliyor. Hak, adalet, insanlık onuru bu icraatların neresindedir?
Türkiye kimin transit silah taşıma otobanı olacak?
“Erdoğan ‘sert’ ifadelerle İsrail’i hedef alıyorsa, örtmek istediği bir şey vardır” demiştik. AKP şefi bu defa da rolünü oynuyor. “Gözünü kan bürümüş şebeke” vahşette sınır tanımasa da İran’a savaş açarken belirlediği hedeflere ulaşamıyor. Dahası, hem ABD’nin hem İsrail’in açmazları günden güne artıyor. Trump, NATO’dan, Japonya’dan hatta Çin’den yardım dileniyor. Kimse yüzüne dönüp bakmıyor. Göründüğü kadarıyla kimse İsrail için ateşe atlamak istemiyor.
Tam da bu aşamada sert bir nutuk atan Erdoğan, aynı zamanda yabancı ülkelerin Türkiye topraklarından transit silah taşımalarına olanak tanıyan bir kararname imzaladı. Yani “gözünü kan bürümüş şebeke” diye vaaz verirken, bu şebekenin silah taşımak için Türkiye’yi bir otoban olarak kullanmasını mümkün kılan bir kararnameye imza attı.
Belli ki o “sert nutuk” ile dikkatleri bir yana çekerken, Meclis’e danışmadan imzaladığı kararnameyi toz duman içinde saklayabileceğini varsayıyor.
Kararnamenin yanı sıra, Saray rejiminin birtakım görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda da İran’ı hedef alan ton daha belirgin hâle getirildi. Saray rejiminin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın konuya dair açıklamaları özellikle dikkat çekici. Emperyalist/siyonist barbarların savaş suçları konusu gündeme geldiğinde dut yemiş bülbül misali sessiz kalan Fidan, sıra İran’ı hedef almaya gelince celalleniyor, pedofili Trump’la soykırımcı Netanyahu’ya “aynı saftayız” mesajları gönderiyor.
Bu tablo üzerinden Erdoğan’ın açıklamalarına bakıldığında, “gözünü kan bürümüş şebeke” ile suç ortaklığına hazırlık yaptığı da anlaşılıyor. Zira Türkiye topraklarının ABD ve İsrail silahlarının geçiş yolu haline getirilmesi, komşu İran’a karşı emperyalist/siyonist saldırganların safında yer almaktır.
Tam bu günlerde tartışılan bir diğer konu ise, Trump’ın İran’a karşı savaşta Erdoğan’dan destek istemesi oldu. X hesabından haberi duyuran Gönül Tol, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:
“Bu sabah konuştuğum bir Pentagon yetkilisi, ABD’nin Türkiye’den İran savaşını desteklemek üzere üs kullanım hakkı talep ettiğini söyledi. Amaç, havada yakıt ikmali yapmak için kullanılan tanker uçaklarını Türk üslerinde tutarak çatışma bölgesinden uzak tutmak.”
Saray rejimi haberi yalanlasa da ikinci bir mesaj yayımlayan Tol, Kongre üyelerinden de haberi teyit ettiğini ifade ederek yanıt verdi.
Ülkeyi, emperyalist/siyonist saldırganların silah taşıdığı bir otobana çevirecek karara imza atan Erdoğan’ın, Trump’ın “savaşa destek verin” talebine nasıl yanıt vereceği ise önümüzdeki günlerde belli olacak.
Savaşa dahil olunması durumunda bunun bedeli işçi sınıfı ve emekçilere ödetilecek. Dolayısıyla işçilerin, emekçilerin, kadınların ve gençlerin emperyalist/siyonist saldırganlık ve savaşa karşı seslerini yükseltmesi çok büyük bir önemi var. Bu, sadece savaşın faturasını ödemeyi reddetmek için değil, emperyalist/siyonist barbarlığa karşı İran halklarıyla dayanışmayı yükseltmek için de ihmal edilmemesi gerek tarihi bir sorumluluktur.
|