İçindekiler:

15 Nisan 2026
Sayı: KB 2026/03

1 Mayıs'ın çağrısı
İran'a emperyalist saldırı
Hürmüz Boğazı krizi ve aranan "çözüm"
"Kolay zafer" beklentisinden büyük çıkmaza...
Kanlı ellerinizi Ortadoğu'dan çekin!
İran savaşı ve gösterdikleri
İran savaşı, emperyalist planlar ve Kürtler
Trump'ın İran politikası
"Halkların katili NATO defol!"
BDSP: İşçilerin birliği, halkların kardeşliği!
"Gözünü kan bürümüş şebeke"
Emperyalist savaş ve "istikrar"
Ulusal sorun ve hareketlerin "yeni dünya düzeni"ndeki yeni tablosu
Komisyon Raporu ve "yeni süreç" gerçeği
Ortadoğu'da savaş, dünyada kriz!
Barbarlığın adı: Barış Kurulu
1 Mayıs'a doğru
Savaşa karşı olmak, kapitalizme karşı olmaktır!
"Güçlü bir 1 Mayıs'ı örgütlemek gerekiyor"
İstanbul 1 Mayıs'ı için ileri
NATO defol!
NATO Zirvesi yaklaşırken, gençlik ve emperyalizm
Dardanel direnişi deneyimi üzerine...
Kadın emeği sömürüsüne açılan pencere: Dardanel
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

“Kolay zafer” beklentisinden büyük çıkmaza...

 

ABD’de Donald Trump’ın ikinci kez başkanlık koltuğuna oturtulması, hegemonya savaşında yeni bir dönüm noktasını işaretlemişti. “Faşist, pedofili, narsist, küstah, yalancı” vb. sıfatlarla anılan birinin ABD Başkanı yapılması, sistemdeki çürüme ve kokuşmanın teyidi oldu. “Tek geçerli kural”ın kuralsızlık olduğu bir döneme girildiği, haydutluk örneği pratiklerle çok geçmeden dışa vuruldu.

Sorun Trump’ın hastalıklı kişiliği ve yönetim ekibinin de aynı kumaştan olması değil. Onların temsil ettikleri bu sistemin “ahlak”ını anlamak için iki olaya bakmak yeterlidir: İlki, Gazze’de tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleştirilen insanlık dışı soykırımdır. İkincisi, patlayan Epstein lağımından ortalığa saçılanlardır.

Bu iki olay, emperyalist-kapitalist sistemin nasıl bir yere vardığını göstermesi açısından ibret vericidir. İnsanlığa karşı işlenen tüm suçların failleri, bu kokuşmuş sistemin egemenleridir. Küstahlıkta sınır tanımıyorlar, hangi ülkeleri işgal edeceklerini açıklamaktan çekinmiyorlar. Bu tutumlarıyla “hiçbir kural-engel” tanımayacaklarını ilan ediyorlar. Hiçbir ülkenin kendilerine direnemeyeceğini varsayarak saldırıyorlar. İran’a saldırı planı da bu kapsamda hazırlanıp başlatıldı.

“Kolay zafer” beklentisinden büyük çıkmaza…

Emperyalist-siyonist çete için İran mutlaka ezilip dağıtılması gereken bir düşmandır. Zira Ortadoğu’da İran ve müttefikleri dışında halihazırda ABD-İsrail saldırganlığına karşı durabilen bir devlet yok. İran bölgede Filistin, Lübnan, Irak, Yemen gibi ülkelerdeki direniş hareketlerini de destekliyor. Emperyalist-siyonist güçler İran’ı ezerek, bölge üzerinde tam egemenlik kurabileceklerini var sayıyorlar. Ortadoğu’nun “işi bitince” namluları yeniden Latin Amerika’ya, diğer bölgelere, sonra da esas hedefleri olan Çin’e odaklanmak için acele ediyorlar. Çünkü zaman aleyhlerine işliyor.

İran’da hedeflenen, kısa sürede çok ağır bir saldırı ile lider kadroların bir kısmını tasfiye etmek ve rejimi yıkmaktı. Hızlı, maliyeti düşük, askerî açıdan kayıp vermeden zafer kazanma hayalleri kuran Trump-Netanyahu çetesi, beklemediği bir direnişle karşılaştı. İlan ettikleri hedeflere ulaşmadıkları gibi, büyük bir çıkmazla yüz yüze kaldılar.

Gelinen aşamada Amerika’da İran’ı taktik nükleer bombalarla vurma ihtimali bile tartışılıyor. Nasıl bir açmazla yüz yüze kaldıklarını itiraf etmemek için nükleer ateşle oynamaya başlamış bulunuyorlar. 

Soykırımcı İsrail’in işi zor

İran’a saldırı farklı çevreler tarafından “İsrail savaşı” olarak niteleniyor. ABD’de de “İsrail için savaşmak istemiyoruz” sesleri yükseliyor.

Savaşı en çok isteyen, soykırımcı çetenin başı Netanyahu idi. Bunun için defalarca Trump’la görüştü. İran’ın parçalanması, Tahran’da işbirlikçi bir rejimin başa geçirilmesi, Netanyahu’nun bugünlerde kabusa dönüşen hayaliydi. Böylece Lübnan’daki Hizbullah ve Irak’taki direnişçi grupların üstesinden gelmenin kolay olacağı var sayılıyordu. Nitekim Lübnan’ı işgal etmek için plan hazırlanmış, İsrail savaş makinesi sınıra yığınak yapamaya başlamıştı. Bu hedeflere ulaşıldıktan sonra Yemen’e saldırmak daha kolay olacaktı. 

İsrail rejiminin bu hevesinin de kursağında kaldığı görülüyor. Zira ortadan kaldırıldığı iddia edilen Hizbullah, 15 aydır devam eden İsrail saldırganlığına karşılık vermeye başladı. Coğrafi yakınlığın da sağladığı imkanlarla soykırımcılara etkili darbeler vuran Hizbullah, Lübnan topraklarını işgal etmek için saldıran İsrail askerlerine gereken cevabı veriyor. İran’la koordineli saldırılar gerçekleştiriyor. 

Sıkışan soykırımcı çete Güney Lübnan’daki köy ve kasabalar ile başkent Beyrut’un Dahiye bölgesi ve kenar mahallelerini vahşice bombalıyor. İsrail, her zaman yaptığı gibi askeri alandaki aczini sivil halkı katlederek telafi etmeye çalışıyor. 

Emperyalist-siyonist saldırganlar “dokunulmaz” değil!

İran’ın emperyalist-siyonist saldırganlara verdiği karşılık ne Washington’da ne de Tel Aviv’de bekleniyordu. Zira İran’ın halen dünyanın en güçlü, en barbar, en yıkıcı emperyalist gücü olan ABD’nin üslerini, radarlarını, askerlerini, uçak gemilerini, savaş uçaklarını vurabilecek kadar cüretli bir karşılık verebileceğini hesaba katmamışlardı. ABD-İsrail askeri bütçelerinin toplamı 1 trilyon dolara yaklaşırken, sadece 9 milyar dolar askeri bütçesi olan İran’ın teslim olacağına kesin gözüyle bakıyorlardı. 

Ancak İran’ın verdiği karşılık ABD ve İsrail savaş aygıtlarına kayda değer darbeler vurdu. Milyarlarca dolarla inşa edilen birçok ABD radar istasyonu imha edildi. Askeri üsleri vuran İran, otellere sığınan Amerikan askerlerini bile hedef alıyor. Dünyanın emperyalist jandarmasının “dokunulmazlık” imajı gelinen yerde büyük bir darbe almış durumda. 

İsrail her tarafa yıkım ve ölüm saçarken, bedel ödemekten kaçınabiliyordu. “Dokunulmazlık” zırhı 7 Ekim operasyonu ile delindi, 12 gün savaşında ise önemli bir darbe aldı. ABD-İsrail koalisyonu darbe aldıkça daha da vahşileşiyor. Ancak bunlar savaşın gidişatını değiştiremiyor. İran ile Hizbullah’ın isabetli vuruşları devam ediyor. 

Yerle bir olan meşruiyet…

ABD-İsrail savaş koalisyonu meşruluğunu Gazze soykırımıyla yitirmişti. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin savaş suçlusu Netanyahu hakkında yakalama kararı var. Onun hamisi Trump ise Gazze soykırımının sponsoru ve Epstein lağımının ön plandaki figürü. Ülkelere savaş açıyor, devlet başkanlarını korsanca saldırıyla kaçırıyor, ilhak etmek istediği ülkelerin listesini yayınlıyor. 

Bu ikili ve temsil ettikleri devletler, uluslararası yasaları ayaklar altına alıyor, BM kararlarını tanımıyorlar. Bu pervasızlık, ABD-İsrail saldırganlığına destek veren müttefiklerini de rahatsız ediyor. Savaşın gidişatının dünyayı etkilemeye başlaması, yayılma riskinin artması, özellikle petrol fiyatlarındaki yükseliş ve bunun yansımaları İran’ın düşmanlarının bile huzurunu kaçırmaya başladı. Bunlarla birlikte nükleer silahların kullanımının tartışılması, kaygıları artıyor, ABD-İsrail koalisyonunun zaten kırıntı düzeydeki meşruiyetini ortadan kaldırıyor. 

Amerikancı Arap monarşilerinin sefaleti

Körfezdeki monarşi rejimlerinin kral ve emirleri, İran’a saldırıyı el ovuşturarak karşıladılar. İran rejimi çöker, Hizbullah yok edilir, Filistin davası gömülürse rahat nefes alacaklar, emperyalist-siyonist cepheye hizmetin gereklerini yerine getirebileceklerdi.

Bu işbirlikçi gerici rejimler hem ABD’nin emperyalist savaşlarını finanse ediyor hem “tarafsız” olduklarını söylüyorlardı. Elbette İran yönetimi sergilenen riyakarlığın farkındaydı. Bu ülkelere yayılmış ABD üslerini vuran İran, Körfez şeyhlerinin petro-dolarlarla kurdukları sahte cennetlerinin büyüsünü bozdu. ABD savaş makinesinin himayesinde olduklarını var sayarak, birçok ülkenin parçalanmasında suç ortaklığı yapan bu işbirlikçiler halkların kıyıma uğratılmasını finanse ettiler. Emperyalist-siyonist savaş koalisyonunun tüm suçlarına ortak olan bu kral-emir takımı şimdi diken üstündeler. Zira trilyonlarca dolar akıttıkları ABD onları korumadığı gibi, bir de İsrail için İran’a savaş ilan etmelerini dayatıyor. Bunca uşaklığa rağmen ABD’den gördükleri muamele nasıl sefil bir duruma düştüklerini gözler önüne seriyor.  

Kapitalist piyasalarda tedirginlik

Emperyalist-siyonist saldırganları uyaran İran, kırmızı çizgilerinin aşılması durumunda Hürmüz Boğazı’nı kapatacağını ilan etmişti. İran blöf yapmadığını, “varlık yokluk” savaşının dayatıldığı koşullarda elindeki bütün “kartları” kullanacağını dünyaya gösterdi. 

Hürmüz Boğazı’nı ABD ve işbirlikçilerine kapatan İran, “petrolün varil fiyatının 200 dolara çıkmasını göze alıyorsanız saldırılara devam edin” diyerek meydan okudu. Şimdiden 100 doların üzerine çıkan fiyatların daha da yükselmesinin kapitalist piyasalarda krizi tetikleyeceği tartışılıyor. Bu da, ABD-İsrail saldırganlığının sadece İran halklarına değil, dünya halklarına da ciddi zararlar vereceği anlamına geliyor.

İran’ın koşulları 

İran bu varlık yokluk savaşına girmekten kaçınmak için birçok kez tavizler verdi. Emperyalist-siyonist çetenin bazı saldırılarını sineye çekti. Ancak savaş dayatılınca, etkili bir karşılık vermek için hazırlıklı olduğunu gösterdi. Savaşla geçen her gün yeni yıkımlar anlamına geldiği için doğal olarak savaşın uzamasını istemiyor. Ancak teslimiyeti kabul etmeyeceğini de kararlı bir tutumla ortaya koymuş bulunuyor.

İran yönetimi, bazı ülkelerin arabuluculuk girişimlerinin “savaş ateşini yakanları” hedef alması gerektiğini, ileri sürdükleri talepler kabul edilmediği koşullarda savaşa son vermeyeceklerini açıkladı. 

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ateşkese dair açıklamasında şunları söyledi: “Savaşı sona erdirmenin tek yolu, İran’ın meşru haklarının tanınması, tazminat ödenmesi ve yeniden saldırmama konusunda sağlam bir uluslararası güvence verilmesidir.”

Savaş karşıtı kitlesel mücadele!

Tüm emperyalist-gerici savaşların faturasını halkların emekçi kesimleri ödüyor. Gazze soykırımının devamı olan şimdiki savaşta İran ve Lübnan halklarının ödediği bedeller her geçen gün ağırlaşıyor. Savaşın yayılması bölge halklarının yanı sıra tüm dünyada da işçi ve emekçilerin sorunlarını daha da derinleştirecek. 

Giderek daha da ağırlaşacak olan yıkımı önlemenin yolu, emperyalist savaş karşıtı kitlesel ve enternasyonal bir hareketin geliştirilmesinden geçiyor. Tüm ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de işçi sınıfının örgütlü bir güç olarak sahneye çıkmasının, emperyalizme, siyonizme, saldırganlık ve savaşlara karşı sesini gür bir şekilde yükseltmesinin tam zamanıdır.