“Halkların katili NATO defol!”
BDSP temsilcisi ile NATO’nun kuruluşundan bugüne misyonu, yaklaşan NATO Zirvesi ve NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik üzerine konuştuk…
Kuruluşundan bugüne NATO’nun misyonu hakkında neler söyleyebilirsiniz?
- NATO, sözde “savunma örgütü” olarak 4 Nisan 1949’da kuruluyor. Ancak, NATO’nun bir “savunma örgütü” olduğu iddiası, kuruluşundan bu yana servis edilen en büyük yalanlardan biridir. NATO, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın ardından, yükselen devrimci dalgayı bastırmak ve SSCB şahsında somutlanan sosyalist odağı kuşatmak için kurulmuş bir karşı-devrim aygıtıdır. Öte yandan, NATO sadece sınır ötesi operasyonlar yapan bir askeri blok değildir; o aynı zamanda üye ülkelerin içindeki toplumsal muhalefeti, işçi sınıfı hareketlerini ve devrimci dinamikleri ezmek üzere kurgulanmış bir “iç savaş örgütü»dür.
Özellikle 1999’daki Riga Zirvesi’nden bu yana belirginleşen «küresel NATO» stratejisi, ittifakın görev alanını tüm dünyaya yayarken, «asimetrik tehdit» adı altında işçi sınıfının hak arama mücadelelerini de hedef tahtasına koymuştur. Ankara›daki zirve, bu saldırganlık konseptinin yeni bir aşamasıdır. Emperyalizmin içine düştüğü yapısal kriz, onları daha fazla silahlanmaya, daha fazla işgale ve içeride daha fazla baskıyı arttırmaya zorlamaktadır.
Herkes çok net bir şekilde görüyor. NATO, dünyanın dört bir tarafında, üyesi olan emperyalist devletlerin çıkarları doğrultusunda savaşlara giriyor, taraf olarak kendini gösteriyor. Emperyalist bir işgal veya saldırı, NATO güçlerinin sözde “barış çağrılarıyla” sürece katılmasıyla sürdürülüyor.
Kurulduğu günden beri emperyalist-kapitalist sistemin ayakta kalmasını, sosyalizm tehdidinin bertaraf edilmesini amaçlayan NATO, 1989’da Sovyetlerin çöküşünden sonra da bu amacını farklı rötuşlarla sürdürmüştür. Sadece Sovyetlere değil, sistem karşıtı her harekete karşı olduğunu ve etkinlik alanının tüm dünya olduğunu açıkça görüyoruz.
NATO dünya halklarının ulusal kurtuluş ve özgürlük mücadelelerini boğmak, dünya çapında emekçilerin sosyalizm uğruna verdikleri mücadeleyi dizginlemek ve ezmek, ona karşı kendi sistemlerini ayakta tutmak üzere kurulmuş bir örgüttür. Bu anlamda, ama yalnızca bu anlamda, o bir “savunma örgütü”dür! Bir bütün olarak sistemi ve tek tek ülkelerdeki sermaye diktatörlüklerini savunma örgütü! Nitekim çeşitli ülkelerde hep de bir iç savaş örgütü olarak çalışması zaten bunu gösteriyor.
Yugoslavya’nın işgali, paylaşımı ve bölüşümünde NATO’nun rolü çok açıktır. “Terörizmle Mücadele” adı altında Ortadoğu’da, Afganistan’da, Kuzey Afrika’da savaş ve saldırganlığı tırmandıran emperyalist güçlerin işlevsel bir aparatı olarak NATO’yu kullandıkları ortadadır.
NATO, bir dizi ülkede darbeler, katliamlar tezgahlıyor, Gladio benzeri kontr-gerilla örgütleri kuruyor. Sınıflar mücadelesinde açık bir taraf olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye üzerinden baktığımızda dahi, CIA-NATO eliyle 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin planlandığını, “Özel Harp Dairesi” adı altında oluşturulan kontr-gerilla’nın icraatlarını, 70’li yıllarda toplumsal muhalefeti ezmek için tezgahlanan katliamları görüyoruz.
Tüm bunlarla beraber NATO açık bir saldırı, savaş ve iç savaş örgütüdür. Üye bütün ülkeler sözde “güvenlik”, “savunma”, “barış” adı altında bu örgütün bir parçası olarak dünya halklarının akan kanından mesuldür.
7-8 Temmuz’da Ankara’da NATO Zirvesi gerçekleşecek. Bu zirve hem NATO hem de işçi sınıfı ve emekçiler açısından ne ifade ediyor?
-Bilindiği gibi NATO, Brüksel’de karargahı olan bir örgüt. İzlenecek politikalar önce emperyalistler tarafından gizli-açık masalarda belirlenir, NATO’ya düşen görevler ise NATO karargahında şekillenir, planlanır ve belli bir noktaya getirilir. Belli aralıklarla toplanan zirvelerde ise bu politikalar ve planlar hükümet ve devlet başkanlarının katılımıyla biçimsel bir resmi onaya sunulur, son rötuşlar yapılır, gerekçelendirmeler yapılır, uygun biçimler verilerek kamuoyuyla paylaşılır ve bir güç gösterisine dönüştürülür. Bu yüzden bu zirvelerde kararların alındığını düşünmek saflık olacaktır.
Diğer yandan NATO’nun her bir zirvesi emperyalist sistemin yönelimlerini, politikalarını (tabi ki görmek isteyenler için) açıkça görüldüğü toplantılardır. NATO’nun dünyanın hangi alanlarına, hangi politikalarla ve hangi hedeflerle yöneldiğini, hangi çıkarları gözettiğini açıktan ortaya koydukları zirvelerin yerlerinin seçimi de tesadüfi değildir bizce.
2004’te NATO Zirvesi Irak işgalinin hemen ardından Ortadoğu’ya yönelik emperyalist politikaların yürütücüsü olarak Türkiye’ye biçilen rolün bir sonucu olarak Türkiye’de toplanmıştı. Keza aradan geçen 22 yılda Afganistan’la başlayan, Irak’la devam eden emperyalist işgal, gelinen yerde Suriye’de hayata geçirildi. Şu an İran’a yönelmiş durumda. Filistin’in işgalinde emperyalistler belli bir mesafe de kat etmiş durumdalar. Diğer taraftan Ukrayna Savaşı ve NATO çekişmesinin sürdüğü bir tabloda, zirvenin krizlerin ve hegemonya mücadelelerinin yoğunlaştığı bölgelerin ortasında yer alan Türkiye’de toplanacak olması emperyalist çıkarlar doğrultusunda Türkiye’ye biçilen rolü ortaya koyuyor.
Bu hesapları boşa düşürmek için mücadeleyi büyütmek, işçi sınıfını taraf haline getirmek ise bizlere düşüyor. Meselenin bir yanını dünya halklarına yönelik savaş ve saldırganlık karşısında işçi ve emekçilerin sesini yükseltmesi oluşturuyor. Halkların kardeşliğini savunmak NATO’ya karşı taraf olmaktan geçiyor. Bu tartışmasız bir gerçektir. Meselenin bir diğer yanını ise NATO’nun Türkiye’deki sınıflar mücadelesinde dolaysız bir taraf olduğu gerçeği oluşturuyor. Geçmişte olduğu gibi bugün de. Türkiye’de geleceğin muhtemel devrimi, NATO ile hesaplaşmadan zaten bir zafer elde edemez. Zira, devrimin zaferi salt iç düzen bekçileriyle değil, fakat aynı zamanda Amerikan ve NATO kuvvetleriyle hesaplaşmayı, bunların üstesinden gelmeyi gerektirecek.
Bu haliyle NATO içeride de dışarıda da işçi sınıfına ve dünya halklarına düşman konumdadır. Bugün aldığımız düşük ücretlerin, ağır çalışma koşullarının, krizin, baskı ve zorbalığın dolaysız bir şekilde nedeni emperyalist-kapitalist sistem ve dünyayı sürükledikleri savaş ortamıdır. Mehmet Şimşek çıkıp enflasyonu bölgedeki gelişmelere (İran’a emperyalist saldırı) bağlıyorken bu saldırıda NATO’nun ve Türkiye’nin rolünü görmek gerekir. Bugün her ne kadar birileri karşı çıkıyormuş gibi gözükse de hepimiz ellerini nasıl ovuşturduklarını biliyoruz. İşte tam da bu yüzden işçi sınıfı ve emekçiler emperyalist savaş politikalarına, Türk sermaye devletinin işbirlikçiliğine ve toplamında bu politikaların yürütücüsü durumundaki NATO’ya karşı birleşmelidir.
Yaklaşan zirve öncesi sizin de parçası olduğunuz NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik’ten bahsedebilir misiniz?
- 3-4 ay boyunca ön tartışmaları süren NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik’in parçası durumundayız. 28 imzacı kurumla beraber geçtiğimiz ay deklarasyon metnimizi açıkladık. Ne tesadüftür ki, Birlik’in kuruluşunu açıkladığı gün ABD-İsrail ikilisinin İran’a saldırı başlattığı gündü. NATO ve emperyalist savaş karşıtlığı ekseninde kurulan Birlik’in bir ihtiyaç olduğunu bu bile açıkça ortaya koyuyor. Bu gelişme ile birlikte hızla bir gün sonrasına eylem kararı alınması bizce önemliydi. Birlik olarak bir yandan kitlelere gitmek diğer yandan da eylemli süreçler örgütlemek zorundayız. Mesele eylem yapmış olmak için eylem yapmak değildir.
Bizler için esas olan şey, bir araya gelebilecek en geniş kesimle NATO ve emperyalist savaş karşıtı politik bir hat üzerinden kitlelere gitmek, emekçileri eyleme çekmek ve taraflaştırmaktır. Mesele bizler için sadece sözümüzü söylemek, ortak birtakım eylemlerin parçası olmak değildir. Ortaya koyduğumuz politikanın hakkını verebilmek demek kitleleri bu politikaya kazanmak demektir. Bu da ancak ve ancak yüzünü kitlelere dönen bir çalışmayla mümkün olabilir. Henüz Birlik çalışması bu noktada istediğimiz düzeyde değil esasında. 1 Mayıs ve sonrasındaki süreçte daha fazla kitlelere giden, sanayi havzalarına, işçi ve emekçilere yönelen bir hattı oluşturmak, işçi sınıfı içinde NATO karşıtı bilinci hâkim kılmak ve bunu eylemli süreçlerle birleştirmek önceliğimiz olacaktır.
Bu topraklarda anti-emperyalist mücadele güçlü bir geleneğe sahiptir. 6. Filo Eylemleri herkesin hafızasındadır. Bizler bu hafızayı canlı tutmalı, bugün işçi ve emekçileri harekete geçirmek için seferber olmalıyız. NATO ve emperyalist güçleri Ankara’da bir zirve topladıklarına pişman edebiliriz. Bu bir hayal değil. Sorun kendi içerisinde teknik bir hazırlık yapmak değil, politik ve moral hazırlığı şimdiden güçlendirmektir. Kitleleri politik olarak taraflaştırmayı ve harekete geçirmeyi başarabilirsek bu işten bile değil. Elbette ki bu sadece bizim çabamızla olamaz. Bu noktada imzacı bütün kurumların üzerine düşeni yapması gerekir. Birlik olarak ortaya koyduğumuz politik hatta tutarlı, kararlı bir devrimci odak olarak ortaya çıkabilmeliyiz.
Somut görevimiz; fabrikalarda, atölyelerde, havzalarda NATO karşıtı bilinci örgütlemektir. NATO’dan çıkılması, emperyalist üslerin (İncirlik, Kürecik vb.) kapatılması talebi sadece siyasi bir talep değil, aynı zamanda işçi sınıfı için kölelik zincirlerinden kurtulmak ve özgürlük anlamına da gelmektedir.
Temmuz ayında zirve toplandığında, sokakların boş olmadığını, Ankara’nın emperyalist katillere dar edileceğini göstermek istiyoruz. İşçileri, emekçileri ve tüm ezilenleri “Halkların katili NATO defol!” şiarıyla sokağa, eyleme çağırıyoruz. Emperyalist savaş aygıtı dağıtılana, üsler kapatılana kadar bu mücadele bitmeyecektir.
Kızıl Bayrak / İstanbul
|